Press "Enter" to skip to content

Benliğimizi Ararken

İnsanlardan bir kısmı aktif, enerjik, neşe dolu olup, iradelerini devamlı ortaya koyarak hayata bir şeyler katarken, diğer bir kısmı bunlardan mahrum olarak adeta makina gibi davranmakta ve dışarıdan komut beklemektedirler. Dışarıdan bir teşvik veya hareket gelmezse onlar da yerlerinde kalmakta ve kendi iradelerini ortaya koyarak bir şeyler yapma hususunda devamlı çekingenlik göstermektedirler. Ben burada ikinci kısma giren insanları ele almak istiyorum. Zira insanda esas olanın ilk gruptaki hal olduğuna ve ikinci gruptaki durumun da fıtri olmayıp sağlıksız ortamların etkisiyle geliştiğine inanıyorum. Eğer sebeblerini iyi irdeleyip çözüm yollarını ortaya koymayı başarabilirsek, arızî olan bu durumun da belli ölçüde ortadan kalkacağını ve yerini aktif, enerjik bir hayata bırakacağını düşünüyorum.

 

İlk önce problemin oluşumuna sebep teşkil eden hususları genel hatlarıyla ele almaya çalışalım. Küçüklüğünde hayat dolu, tamamen orijinal, meraklı olan, herkese sevgiyle bakabilen ve çok hızlı öğrenip dur-durak bilmeden hayata katılan bir çocuk nasıl bu kadar solgunlaşıp suskunlaşıyor, soru sormaktan çekinir hale geliyor, hareketleri kendi fikir ve duygularını ifadeden uzak, tamamen bir kısım yönlendirmelere endeksli ve etken olmaktan ziyade hayatta edilgen bir konum benimsiyor? Her insan Allah’ın ehadiyet tecellisine mazhariyetle, herkesten farklı bir asıl ile dünyaya gelmektedir. Hareketleri, merakları, vücud yapısı, kabiliyetleri, kendini ifade yolları bu orijinal aslın dışa aksediş şekilleridir. Eğer bu yolların önü açık tutulur ve inisiyatif büyük ölçüde çocuktaki bu eğilimlere verilirse, zamanla bu nevi şahsına münhasır öz doğrultusunda hayatta bir yer tutan, farklı şeyler aksettiren ve zenginlik sağlayan bir ferd topluma kazandırılmış olur. Fakat anlamaya çalışmadan tepki göstermek, ilgisiz kalmak, alaya almak, küçük görmek, kendi isteklerimiz ve ufkumuz çapında zorla yönlendirmek suretiyle önü kesilen bu akisler, zamanla ferdin kendine ait duygu, düşünce, kabiliyet, istek, merak vb. özelliklerini köreltip bastırarak kişiyi kendisine bahşedilen orijinaliteden uzaklaştırmakta ve donuk, sıradan, hiçbir şahsiyet emaresi göstermeyen ve rüzgarın önündeki yaprak misali, iradesi felç olmuş bir fert konumuna sürüklemektedir. Tabii, ifade edilen bu sonuç kişinin mevcut engellemelere gösterdiği tepkinin sadece bir türüdür. Toplumdan uzaklaşarak kendi dünyasını yaşaması, tamamen asi bir hale gelip derecesine göre baskıcı, diktatör olması veya sadistik eğilimler göstermesi ya da bunların tümünü aynı zamanda fakat farklı kişiliklerle sergilemesi de mümkündür. Benim şu an üzerinde durduğum tip ise engeller sebebiyle özünü içine hapseden ve tamamen ayrı ikinci bir kişilik geliştirerek, emaneten giydiği bu kişilikle zorla yaşamaya çalışan tiptir.

 

Şimdi genel bir resmini çizmeye çalıştığım problemin çözüm yollarını yine bir makalenin müsaade ettiği ölçüde kabaca ifade etmeye çalışacağım. Temelde yukarıda ifade edilen ‘kişinin kendi orijinini ifade etme’ isteğinden büyük ölçüde beslenen iradenin tekrar uyarılması ve canlandırılması bu tür insanlar için hayati bir ihtiyaçtır. Bunun için de ilk önce kişinin, gerçek duygu ve düşüncelerinin ne olduğunun farkına varması gerekir. Diğer bir ifadeyle neye kızdığını, neyi sevdiğini, hangi fikri niye tercih ettiğini bilmesi gerekir. Daha da önemlisi içinde hissettiği bu duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebileceği, ifade ederken teşvik göreceği, kınanmayacağı, ilgiyle dinlenip makul tepkiler alabileceği ve bunların doğruluk ve yanlışlığını rahatça sorgulayabileceği bir ortama ihtiyaç duyar. Yapılan sorgulamalar, kendini dinlemeler, elde edilen sonuçları sözlü, yazılı ve fiilî olarak ifadeler ve bunları hayatın gerçek kriterlerine sunup tepkilere göre düzeltmeler, zamanla fertte mevcut özü ortaya çıkaracaktır. İradeye kaynaklık eden bu güçlerin ortaya çıkmasıyla da kişi hayatta daha aktif bir rol oynayabilecektir. Fakat bunun sürekliliği için ferdin sözlü, yazılı ve fiilî olarak ortaya koyduğu duygu ve düşüncelerine karşı hoşgörünün ve makul tepkilerin önemini tekrar ifade etmek isterim. Zira kişinin kendini bulacağı ve gerçek şahsiyetiyle ayakta durabilecek gücü kazanacağı ana kadar bu hoşgörü ve makul tepkiler hayatî bir önem arzedecektir.

 

Bunlara ilave olarak şunları da söylememiz gerekir ki, kişinin özünü keşfedip ortaya çıkarması karakterinin oluşumu ve hayatta kendini ifadesi açısından yeterli değildir. Bunun için ferdin ortaya koyduğu duygu ve düşüncelere göre tercihlerini açıkça ifade edip bunların sorumluluklarını üstlenebilme cesaret ve gücünü de göstermesi gerekir. Çünkü bu duygu ve düşünceler etrafında yapılan her atılım bir sorumluluk gerektirecektir. Bu sorumluluklar da mevcut duygu ve düşüncelerin olgunlaşmasına ve oturaklaşmasına yardım ederek bunları kişinin gerçek birer özelliği haline getirecektir. İşte bu, ferdin bir karakter insanı haline gelmesi demektir.

 

Gerçekçi olmak gerekirse, çok genel hatlarıyla ifade etmeye çalıştığımız bu çözümler elbette öyle kısa sürede neticeler hasıl edecek çözümler değildir. Neticede biz kaba çekiç darbeleriyle bir heykel inşa etmiyoruz; oluşumu yıllar süren ve varlığımızın en ince gözeneklerine kadar sızan bir yarayı temizleyerek, Allah tarafından bahşedilen ve bizi O`na ulaştıran en müstakim yollardan biri olan hassas insan yapısını bütün güzellikleriyle ortaya koymaya çalışıyoruz. Ancak bunun şuurunda olarak girişilen uzun soluklu çözümler bizi neticeye ulaştırabilir.