Press "Enter" to skip to content

Acz

‘Fatır-ı hakim, insanın mahiyet-i maneviyesinde nihayetsiz azim bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir. Ta ki, kudreti nihayetsiz bir Kadir-i Rahim ve gınası nihayetsiz bir Ganiyy-i Kerim bir zatın hadsiz tecelliyatına cami geniş bir ayine olsun.’

 

Yaratılmışlar arasında acziyle maruf ademoğullarından bir ferdim. Acz benim değişmez yol arkadaşım. Nereye gitsem hep yanımda gelen ve bir an bile peşimi bırakmayan vefalı dost.

 

Aciz bir mahlukum şu dünyada. Ne bir pençem var koparacak, ne dişlerim var ısıracak ve ne de kanatlarım var uçacak. Yaşamak için havaya, suya, ışığa ,toprağa ve yemeğe muhtacım. Işık olmasa göremem. Atmosfer olmasa havasızlıktan ölürüm. Çok soğuk olsa donarım. Çok sıcak olsa yanarım. Çeşit çeşit yemek olmasa hasta düşer yatarım. Hele organlarım; gözüm, kulağım, burnum, midem, kallbim, ciğerlerim, böbreklerim, kanım, derim, saçım… bunlardan bir tanesi olmasa ya ölür ya da yaşamakta güçlük çekerim. Benim bir adım atabilmem için bütün bunlara, hem de her an ihtiyacım var. Benim elimle bir şeyin meydana gelebilmesi için istememin yanında belki yüz tane yardımcı unsur gerekiyor. Hal böyle iken ‘ben yaptım’ diyerek bir işi nasıl kendime isnad ederim, nasıl böyle bir nankörlüğü ve haksızlığı yapabilirim… bana bütün bu yardımları sağlayan Zat’a ve diğer mahlukata karşı ne büyük bir zulüm. Ne kadar acizim, ne kadar muhtacım tüm bunlara. Tek başıma bu unsurlar olmadan ne kadar fakirim. Adeta bir hiçim. Bunlardan birini vermese Sahibi bir adım atamam. Her şey bir emanet. Her şeyin sahibi bir başkası ve bana karşılıksız veriyor bunları. Ben bu kadar muhtaç iken o beni hep gözetiyor ve her an ihtiyaçlarımı görüyor. Sadece ödünç verilen bu şeyleri kendi isteği doğrultusunda kullanmamı ve bunun neticede bana faydası olacağını söylüyor. Bütün bu şeylerin ve bunlara muhtaç olan her varlığın sahibi de O. Diğer mahlukata da bunlardan birini vermese hiç birisi hareket edemez. Herkes her an ona muhtaç. Dilediklerini yerine getiren kullara O kolaylık gösteriyor ve her ihtiyacını bolca veriyor. Bereketleniyor her şey.

 

Kişi bu ihtiyaçlarını fark eder ve her şeyi O’ndan isterse (tabii O’nun istekleri doğrultusunda kullanmak üzere) Allah’ı devamlı onu koruyan, gözeten, adeta bir anne şefkatiyle bağrına basan, her dilediğini, ihtiyacını yerine getiren biri olarak yanında bulacaktır. O’nun isteklerini yerine getirdikçe güvenini kazandığını hissedecek ve bu güven ona cesaret, güç verecektir. O da Allah için daha çok şey yapmak isteyecek ve bunun karşılığında nimetler de aktıkca akacak ve cesareti artıp Allah’a güveni ziyadeleştikçe kullukta derinleşecektir. Böylece esas sahibinden başka hiç bir şeyden korkmaz hale gelecektir. Her şeyin sahibinin, hareket ettiricisinin, hareketlerine izin veya sınır koyanın Allah olduğunu bilecek ve O’nu hoşnut ettikten sonra hiç bir şeyin kendisinin önünde duramayacağını yakinen anlayacaktır. İşte bu iman ve güven, insanı insan eder belki de onu sultan eder. Yeter ki yaptıklarımız O’nu hoşnut etmeye yönelik olsun.