Press "Enter" to skip to content

İlmin Motivasyonu

Bizler neden ilmin peşinde koşuyoruz? Bizi ona çeken saik nedir? Bir insan neden ve nasıl kendini bir bilinmezi keşfetmeye adar? Hiç yılmadan yorulmadan kitapları ve çevresini didik didik eder ve içindeki bir ihtiyacın ilacını, susayanın su araması gibi, arar durur?

 

Temelde bizi böyle bir ilim yoluna sevk eden iki saik vardır:

 

İlki bilinmeyene karşı duyulan korku hissinin zorlamasıyla o bilinmeyeni görülür, bilinir, tutulur, tahmin edilir ve nihayetinde kontrol edilir bir hale getirerek bu korkulardan emin olma arzusudur. Zira insan bilmediğinden ve kontrol edemediğinden korkar. Hele bir de bu korku her şeyi kabzasında tutan Zat’a karşı teslim olup güvenmeyi netice veren iman melekesinden de yoksunsa, bu ilim, motivasyonunu paranoyaların beslediği, bir vehimleri izale etme takıntısına dönüşür.

 

İkinci tür saik ise korkulana değil sevilene karşı duyulan iştiyakın hasıl ettiği tatlı ve neşeli bir merak duygusudur. Bu her bir perde aralandıkça insanda daha fazla güven ve iştiyak hasıl edecek cinsten bir ilimdir. Hele bu ilmin konusu Zat-ı Bari ise bu tür bir ilim  konu edindiği Zat’ın sonsuzluğu ve her bir perde aralanışında talibine verdiği haz neticesi bitmez tükenmez ve tadına doyulmaz bir tutku halini alır. Bu tür bir ilimde ve arayışta yorulma olmaz, talibi olan bıkmaz ve sahibi olan en büyük hazinelere ermiş olur.

 

Bugün akademik çalışmalarımızda sevilene karşı duyulan safiyane merakın yerini endişelerimizi teskin etme, başka gayelere ilmi vesile kılma, makam, ilgi, saygı duyulma arzusu gibi tali şeyler aldığında ilme karşı olan isteğimiz de elde etmeyi planladığımız o fani şeye ulaşmakla sona eriyor ve biz yorgunluklar yaşamaya başlıyoruz. Halbuki hakiki ilim ömür boyu sürecek sevgiliye ulaşma iştiyakının bu uzun yolculukta devşirdiği sevgi meşalelerinden ibarettir. Her bir meşale aşk, iştiyak ve bu uğurda duyulan ızdırapla alevlenir ve sevgiliye giden yollarda şaşırtmayan bir mürşid olur. Beyt-i Hüda olan kalbin en derin köşeleri bu meşalelerle aydınlanır. Merak kıvılcımlarıyla tutuşan sevgi çerağları sahibini en karanlık yollardan geçirip vuslat otağına eriştirir. Bu nurlarla ufku ağaran akıl artık hadiseleri kendi dar mahbesinden değil müteal bir alemden ufkuna tulu’ eden ilham pecerelerinden seyreder ve akl-ı mead olma yoluna girer. Bu uzun yolculuk ancak böyle bir motivasyon ile aşılır. Aksi takdirde araştırmalar, okumalar ve tedkikler bitmeye ve tükenmeye mahkumdur.