Press "Enter" to skip to content

Bir Kibir Tahlili…

Kişinin kendini hata ve sevaplarıyla olduğu gibi, herhangi bir şeyi kaçırmadan görebilmesi ve yaptığı hataları teville çarpıtmadan kabullenmesi tevbenin de temizlenmenin de ilk ve en önemli adımıdır. Doktorların `teşhis tedavinin yarısıdır` dedikleri gibi iyi ve isabetli bir teşhis günahlarımız ve onların kaynaklarından kurtulmamız adına çok önemlidir. Mesela kişi şeker hastası ve bu hastalığa aid emareleri gördüğü halde hakikatle yüzleşmek istemeyip te’villerle bu hastalığı başka bir şeymiş gibi göstermeye çalışıyor ve iyi olduğunu iddia ediyorsa burada bir tedaviden bahsetmek olanaksızdır.

 

Aynı şekilde insan cimrilik, bencillik, hırs, gıybet, kibir, korkaklık vb. manevi  hastalıklara mübtela olabilir. Fakat te’villerle bunları kapatmaya çalışıyorsa teşhise mani oluyor ve tedaviyi geciktiriyor demektir. Mesela insanda kibir hastalığı olabilir. Bu kanser gibi aids gibi bir hastalıktır ve kişinin çevresiyle olan ilişkileri noktasında yiyip bitirici bir etkiye sahiptir. Kişi bunun tezahürlerini günlük hayatında hergün görüyordur. Mesela insanların fiziksel problemleriyle alay ediyordur, bu tür problemi olan insanlarla teşrik-i mesaiden kaçınıyordur, bir topluluğa girdiğinde insanların kendisini dinlemesini, yer vermesini, ne dese hemen kabul etmelerini bekliyordur, insanların beklediği bir sıraya girdiğinde sırada beklemekten kaynaklana bir sinirlilik haline maruz kalıyordur, birisinin bir başarısı onun yanında zikredildiğinde alkışlayıp sevinmek yerine hemen o başarının hatalı bir tarafını ‘ müsbet tenkit ‘ kisvesi altında zikrediyordur, hatalarının toplum içinde tartışılmasından ya da yaptığı bir hatayı samimane itiraf edip özür dilemekten tir tir titriyordur, bu şekilde davranan insanları, her ne kadar dürüstlüklerinden dolayı içinden takdir edip hayranlık duysa da, küçümsüyor ve basit insanlar olmakla suçluyordur…

 

Bu tür emareleri günlük hayatında gördüğü halde değişik tevillerle bunları birer faziletmiş gibi gösterip kendi vicdan doktorundan sakladığında kişi ancak tedaviyi geciktirir.

Halbuki her manevi hastalığın, fiziksel hastalıklarda olduğu gibi, sebebleri, emareleri ve tedavisi vardır. Fakat kişi bir takım sebeblerden ötürü bu tedaviden kaçınabilir. Mesela, kibir örneğinde, eğer kişi devamlı aşağılayan, alay eden, felç eden bir ortamda yetişmiş ve ihtiyaç adına, zaaf adına sergilediği en ufak şeylerden ötürü alay edilmiş, kızılmış yada dışlanmış ise böyle bir insanın manevi olarak hasta olduğunu kabullenmesi, problemlerinin olduğunu itiraf etmesi şuuraltındaki bütün acı veren o tecrübelere tekrar maruz kalmaya davetiye çıkarması manasına gelir. Onun bu tür kibir tavırlarını geliştirmesinin sebebi kendisini öyle negatif bir ortamın etkilerinden korumaktır. Böyle bir insana ‘ hatalarını itiraf et, günahkar olduğunu kabullen, manevi hasta olduğunu açık yüreklilikle söyle’ demek savaş hengamındaki bir insana silahlarını ve zırhını bir kenara bırak ve teslim ol demek gibi bir şeydir. Zira böyle bir şahıs için hayat hala kendi şahsına karşı yapılan saldırılara misilleme yoluyla karşılık vererek yaşama mücadelesidir.

Bu kişinin içinde bulunduğu psikolojik durum hesaba katılmadan yapılacak her müdahele hastalığı daha da derinleştirecek ve tedavi şansını azaltacaktır. Böyle bir insana uygulanacak en isabetli tedavi sabırla, şefkatle ve ilgiyle güvenini kazanıp onun şahsiyetine ve varlığına zarar verecek bir insan olmadığımızı gösterip ilk etapta bize karşı silahlarını (kibir içeren olumsuz tavırlarını) indirmesini temin etmektir. Daha sonrada içine sevgi depolayarak çevresindeki insanların onu alay etmek, sindirmek, dışlamak, yada hor görmek suretiyle zarar vermek gibi bir maksadlarının olmadığını, bilakis yardım etmek ve beraber herbirimize aid zenginlikleri paylaşarak daha büyük güzellikler hasıl etmek için çalışan bir vücudun yardımsever azaları olduğumuzu göstermektir. Çevresindeki insanlara güvenen, onlardan bir zarar gelmeyeceğini anlayan bu şahıs zamanla hayatın bir kavga değil yardımlaşma olduğunu kavrayacak ve çevresini daha önce kendisine yöneltilen alay, tenkit, küçümseme ve güvensizlik gibi silahlarla yakıp yıkmayacak, onun yerine daha yapıcı bir kısım tavırlarla bu tür problemlerin üzerine gidecektir.

 

Neticede kendi varlığını ve güzelliklerini besleyen ve ondaki farklılıkları bir zenginlik kaynağı olarak gören böyle bir topluma o da fedakarlıklarıyla katkıda bulunacaktır.