Press "Enter" to skip to content

Sen Olmasaydın…

Kainatı en güzel sanatlarla ve en muazzam harikalarla yaratan Rabbimiz, bize de göz, kulak, akıl ve daha nice nimetler vererek bu güzellikler meşherini nazarlarımıza sunmuş ve kendini bize bu güzelliklerle tanıttırmak ve sevdirmek istemiştir. Fakat bu kainatın büyüklüğü, muazzamlığı karşısında teşevvüş yaşayan (karışan) aklımızı aydınlatmak, kainattaki sırları, ince maksatları bize bildirmek, insanlığın geçmişine, geleceğine ışık tutmak ve kendi esmasını biz kullarına talim etmek için Efendimizi, Sonsuz Nuru, göndermiştir. Böylelikle görmek için fere ihtiyaç duyan gözlerimize nurlar saçmış, bu muammayı bizlere açıklamış ve hayattan gayemizin ne olduğunu biz kullarına bildirmiştir.

 

İlk olarak, kainatın makasıd-ı uzması O Sonsuz Nur ile açığa çıkmıştır. Yıldızlar, güneş, ay, dağlar, denizler, hayvanlar, bitkiler ve atomlar hepsi bu nurdan nasibini almış, zihinlerimizde karmakarışık gibi duran bu muazzam kütleler, ufacık mahlukat yerli yerine oturmuş ve herbiri bu büyük sistemin manalı bir parçası olduklarını Efendimizin nurefşan dilinden insanlığa haykırmışlardır.

 

Kaos ve tesadüflerin oyuncağı olmakla itham edilen kainat, ilk harfinden son harfine, her kelime ve cümlesinin bir mana bütünlüğü oluşturduğu, tek elden çıkmış, yazarının azametini haykıran muazzam bir kitaba dönmüştür. Adeti o “Hiçbir şey yoktur ki Rabbini hamd ile tesbih etmesin!” beyanıyla kendini ifade ederek yanlış anlaşılmaktan, gayesiz ve tesadüf neticesi olma saçmalığından kurtularak hakiki makamına yerleştirilmiştir.

 

Güneş sıradan bir gök kütlesi olmaktan çıkmış, Rabbimizin emrinde, gezegenlere komutanlık eden, ışığıyla, ısısıyla insanları şefkatli bir ana gibi ısıtan musahhar bir kul olmuştur. Ayrıca Allah’ın yarattığı şu muhteşem misafirhaneye misbah olma şerefiyle Kuran’da zikredilerek, iltifatlara mazhar olmuş ve emre amade bir nefer olarak o heybeti ve haşmetiyle gönüllerimizde bir yer edinmiştir.

 

Ay şu dünya misafirhanesini aydınlatmakla vazifeli bir gece lambası olarak vazifelendirilmiş ve şu ana kadar da işini en güzel şekilde yaparak sadakatini ispat etmiştir.  Böylelikle sevimli bir abd  olarak bu büyük resimde yerini almıştır.

 

Dağlar mehib duruşlarıyla, denizler enginlik  ve derinlikleriyle bir çok canlıya yuva olarak hamilik görevlerini görmüşler ve Rablerinin ululuğunu haykıran işaretler olarak arz-ı didar etmişlerdir.

 

Hayvanlar ve nebatat bu muhteşem misafirhanenin tefrişatında ve hizmete hazır hale gelmesinde çalışan sevimli, vazifesinin şuurunda, vakur  hizmetkarlara dönüşmüşler; zerreler, küçüklüklerine ragmen, üstlendikleri vazifelerle akılları hayrette bırakan birer yaratılış harikası olarak çalışmışlar ve kainat kitabının şirin birer unsuru olarak bu meşherde yaratıcılarının haşmetini bildirip her varlığa nakşetmek üzere hazır bulunmuşlardır.

 

Hasılı tüm kainat Efendimiz’in ve Kuran’ın diliyle kendilerini bizlere tanıtmış, neden yaratıldıklarını, Rabblerine olan bağlılıklarını ve vazifeli birer nefer olduklarını bizlere bildirmişler. Bu şekilde onlarda karanlıktan, bilinmezlikten ve yanlış yorumlanmaktan O Sonsuz Nur’un nuruyla nurlanarak kurtulmuşlardır.

 

Kainatın kendini bizlere o nurla tanıtmasının yanında, insanlık da o nurdan nasibini almış ve nice karanlıklarda kalıp bizler tarafından yanlış tanınacak yüce kametler O’nun nuruyla iftiradan kurtulmuş, alınıp gerçek makamlarına yerleştirilerek bizlere o nezih halleriyle takdim edilmişlerdir. Eğer seyyidina Hazret-i Davut’u Efendimiz ve Kuran bize tanıtmasaydı, biz onu iftiralara maruz haliyle bilecek, Seyyidina Hazret-i  İsa’yı O nur ile görmeseydik Buda gibi, kendisine tapılan putlar gibi tanıyacak ve daha nice dev kametleri, insanlığın güneşlerini bilemeyecek ve istifade edemeyecektik. Koca bir maziyi Rabbimizin rahmetinden, şefkatinden uzak, nebilerin atmosferinden mahrum karanlıklar ve problemler kuşağı olarak tanıyacaktık. Nebilerin masumiyetini, makamlarını, Allah karşısındaki hal ve tavırlarını biz O Sonsuz Nur’un dilinden öğrendik.

İlk yaratılışımızı, vazifelerimizi ve geçmişimizi O`nun ilim ve irfan dolu sözleriyle öğrendiğimiz gibi, bizim için gayb olan geleceğimiz de O nurla aydınlandı ve ahir zamanı, kıyameti, cenneti ve cehennemi detaylarıyla yine ondan öğrendik. Böylelikle teşevvüşten (karışıklık) ve hedefsizlikten kurtularak gideceğimiz asıl memleketimize doğru onun kumandanlığında, şuurlu neferler olarak yola koyulduk.  Ümitle, şevk, emniyet ve huzur içinde bu kudsi yolculuğu O`nun kaptan olduğu gemi içinde sürdürdük ve sürdürmekteyiz. O tüm insanlara nur oldu. Medine’deki mihrabından gür sadası ile haykırarak:‘ Durun kalabalıklar! Burası çıkmaz sokak!’ deyip bizlere yolumuzu gösterdi ve bu kuru, başı bozuk kalabalıkları liva-yı hamd sancağı altında topladı. Sonra atını Rabbimizin rıza ve rıdvan vadisine doğru mahmuzlayarak, bizleri de o hedefe doğru giden mübeccel ve muazzez ordusuna kattı. İnsanlığın sevapları adedince salat ve selam senin üzerine olsun ya Resulallah!

Ve yine O kendisini elçisi ve habibi olarak seçen ve gönderen Rabbine de vefasını en sonuna kadar yerine getirdi. Esma-i ilahiyi, kainattaki icraat-ı sübhaniyi ve bize gizli kalan hikmetleri bir bir açıklayıp tefsir etti.  Çevremizde cereyan eden hadiselerin esrarı ve bu esrarın kaynağı esma-i ilahi biz gariplerine gözlerine de görünür oldu. Böylece kainatın gerçek sahibini izzetine, kudretine ve azametine uygun olarak bizlere tanıttı. O olmasaydı biz nereden bilecektik Rabbimizin bin bir esmasının olduğunu, nereden bilecektik hangi hadisenin arkasında hangi ismin tecellilerinin televvün ettiğini ve nereden bilecektik bizi şefkatiyle, rahmetiyle kuşatarak nimetlerini üzerimize her an sağanak sağanak boşaltan zatın Allah olduğunu. O bize tevhid demeseydi, her hadisenin arkasında Rabbimizi göstermeseydi, ihsan şuurunu bize öğretmeseydi, nasıl kurtulacaktık şirkten, esbap zulmetinden ve O`nsuzluktan… ve sen olmasaydın ya Resulallah, biz O ulu sultanımıza yakışan kulluğu nereden öğrenecektik! Kainatın zerreleri adedince salat ve selam senin üzerine olsun ey Rahmeten lilalemin!

Eğer Sen olmasaydın kainat zulmetlerle boğuşacak, vazifedar memurlar sıradan bir cisim olma hakaretine uğrayacak, geçmiş ve gelecek bir muamma olarak kalacaktı. İnsanlığı aydınlatan nebiler meşalesi sönecek, iftiralara kurban gidecek, Rabb-i Rahimimiz –haşa- zalim bir yaratıcı olarak telakki edilecek, şirklere maruz kalacak ve gönüllerimizde gelip taht kurmayacaktı. Bizler o rahmeti ve huzuru tadamayacak, O’na kul olma şerefiyle şerefyab olamayacak ve kendilerine verilen vazifeleri yerine getiren sadık hayvanlardan da aşağı bir durumda kalacaktık. Her şey müşevveş, anlamsız ve amaçsız olacak, karanlıklar ve kaos bizi saracaktı ya Rasulallah; ve belki sen olmasaydın kainat olmayacak, bu düzen kurulmayacaktı. Denizlerin köpükleri adedince salat ve selam senin üzerine, aline ve ashabına olsun ey gönüllerimizin nuru, Rabbimizin habibi, nebiler serveri, makam-ı mahmudun sahibi Sonsuz Nur!