Press "Enter" to skip to content

Daralan Dünya ve Tarihi Kökler

Giderek daralan ve en ufak gelişmelerin dahi her milleti ilgilendirmeye başladığı dünyamızda, milletler ve fertler arası ilişkiler daha girift ve karmaşık hale gelmiştir. Böylesine zor bir zeminde ise bizi başarıya götürecek ve ustaca manevralar yapmamıza olanak verecek bir takım tecrübe ve dinamiklere her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Zira herkesin birbirine bağlı olduğu böyle bir ortamda güçlü karakterler geneli yönlendirecek ve diğerleri ise tâbi olmaktan başka çıkar bir yol bulamayacaklardır. Bu durum ise millet ve fertler olarak ya tamamen kendimiz olup tarihimizin bize sağladığı dinamiklerle ayakta durma ya da bu iradeyi gösteremeyip başkalarına tâbi ve sönük bir şahsiyet olma seçeneklerini karşımıza çıkaracaktır. İlk seçeneğin talipleri olanlar için ise kendileri olmalarını sağlayacak tarih şuuru ve bilgisi en önemli kaynağı teşkil edecektir.

 

İlk olarak, herkesin kendi orijinal yapı ve değerleriyle arz-ı endam ettiği dünya sahnesinde, bu orijinaliteden uzak, taklit mahsülü, sun’i kültürlere yer yoktur. Zira hiç kimse bir şeyin orijinali dururken aynı fiyata taklidini almak istemez. Aynı şekilde kültür ve medeniyetlerin kendisini hakim güç kılmak için mücadele vereceği böyle bir ortamda, bu orijinaliteyi sağlayamayanlar geri planda kalmaya mahkum olacaklardır. Fertlerin ve milletlerin böyle kendi nev-i şahıslarına münhasır bir tavır sergileyebilmeleri ise, özlerine ait farklılıkları bilmelerine ve bunu en uygun bir ambalajla sergileyebilmelerine bağlıdır. Bu bilgiyi elde edebilme de herşeyden önce diniyle, kültürüyle, ahlakıyla, dostuyla, düşmanıyla, daha önce eda ettiği misyonuyla, yemek kültürüyle, oyun kültürüyle, mimarisiyle, sanatıyla, diline ait zenginlikleriyle kısaca varlığını teşkil eden bütün üniteleriyle kendisini bilmesine bağlıdır.

 

İkinci olarak, orijinaliteyi sağlamanın yanında tarih bilgi ve şuuru, bizim zor şartlarda daha uzun süreli ayakta kalmamızı ve uzun soluklu olabilmemizi sağlayacaktır. Fırtınalı zamanlarda ilk yıkılan ağaçlar kökleri fazla derin ve sağlam olmayanlardır. Bu noktadan hareketle bir çok imtihandan geçmiş ve her seferinde başına gelen bu badireleri atlatarak bünyesini ürettiği bir kısım antikorlarla dayanıklı hale getirmiş milletler, kazandıkları bu bağışıklık sistemine ait temel maddeleri tarih yoluyla yeni nesillere aktarırlar. Eğer sonradan gelen nesiller bu antikorlara ulaşamazlarsa çabucak hastalıklara kapılmaları ve uzun süre acıyla kıvranmaları kaçınılmazdır.

 

Tarihin bize sağladığı diğer bir avantaj ise, geçmişte yaşadığımız hadiseleri hatırlatmak suretiyle bir nevi tecrübe vazifesi görmesidir. Tarihini bilmeyen milletler ve fertler hafıza kaybı yaşayan insanlara benzerler. Onca yıl birçok zahmetlere katlanarak elde ettiği tecrübelerini hafıza kaybı yaşadığı için tekrar öğrenmek zorunda kalan ve adeta bir çocuk gibi en basit şeyleri dahi bilemeyen bir kişinin durumu ne kadar acı ise, tarihini bilmemek suretiyle her şeyi yeni baştan deneyerek öğrenmeye çalışan fert ve milletlerin durumu da aynı vehamettedir.

 

Son olarak şunu ifade etmeliyim ki, yıllarca kendisine yapılan telkinlerle zavallı, güçsüz, kabiliyetsiz bir mahluk olduğuna inandırılan bir arslanın kim olduğunu, neye benzediğini, neler yapabileceğini görebilmesi ve misyonunu tekrar ifa edebilmesi, tarih aynasına bakıp kendisini tanımasına bağlıdır. Bunu yapmadığı sürece dar kafeslerde yaşamaya, devamlı fıtratıyla çelişmeye ve adalet bekleyen teb’asının iniltilerini dinlemeye mahkum kalacaktır.