Press "Enter" to skip to content

Yazı üzerine…

Bir yerde makale yazmak ve düşüncelerimizi paylaşmak bazen bize çok zor gelebilir.  Bunun sebebleri olarak kimi zaman yeteri kadar temrin yapmamış olmamız, kimi zaman nasıl bir format kullanacağımızı bilmememiz yada en basit haliyle neden yazmamız gerektiğini mantıken kafamızda netleştirememiz olabilir.

 

Akademik olarak bilgi üretme, bir şeyi ispat etme yada edebi bir şaheser meydana getirmenin ötesinde sadece basit bir saik ile; yani yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz hayatı ve bundan edindiğimiz bilgi ve tecrübeleri yada daha kısa ifadesiyle ‘hayat maceramızı’ başkalarıyla yazılı olarak paylaşma bize şu anki kültür ortamımız itibariyle yabancı gelebilir.

Şimdi genel olarak yazmanın genel mantığı ve kendi kültür dünyamız itibariyle motive eden hususlar üzerinde durmak istiyorum.

 

1.      Dünyada Allahın şahitleri olma:  Gerek Kuran gerekse hadislerde değinildiği üzere, gizli bir hazine iken bilmek ve bilinmek üzere kainatı yaratan Allah bizlere bu noktada bir sorumluluk yüklüyor. Bu umumi sanat galerisinde kendi isim ve sıfatlarını en güzel haliyle sergileyen Allah, kullarını bu galeriye davet ediyor ve bizden bir şey söylememizi istiyor.

 

Düşününki sizler sanat ve estetikten anlayan kişiler olarak 70 milyon insanın içinden 500 kişi seçilseniz ve çok büyük masraflarla inşa edilmiş bir sanat galerisine fikirlerinizi, müşahedelerinizi ve bu sanatın nasıl bir kıymete sahib olduğunu ifade etmek üzere, tüm masraflarınız ve ihtiyaçlarınız karşılanarak, çağrılsanız. Bu galeride bir müddet durduktan sonra herkesin gözü sizin üzerinizdeyken ve sizden bir şeyler ifade etmenizi beklerken hiç bir şey söylemeden, yiyip içip gitseniz. Sizce bu durum nasıl algılanır? Aynen bunun gibi bizleri kainttaki tüm varlıklar içinden, o 500 kişi gibi, seçip bu dünya galerisine getiren ve her türlü ihtiyaç ve masrafımızı karşılayan, gerekli donanımı veren ve bunun karşılığında da sadece hamd- yani görülen bir güzellik karşısında o güzelliğin hakiki sahibini övme- isteyen Allah’a karşı sanki hiç bir şey yokmuş gibi bu dünyadan yiyip içip sessizce ayrılsak, ne sahibine ne de bizleri izleyen çevremizdeki varlıklara hiç bir şey ifade etmesek bu ne anlama gelir? En basit ifadesiyle bu kendimizi bilmeme ve bu galleriye gelmenin sırrını anlamama demektir. Bu noktada hayranlığımızı, tecrübelerimizi, konumumuzu ve bu galerinin sahibi hakkındaki mütalalarımızı anlatmak ve ifade etmek bizim üzerimize bir vecibedir. Bu yazılı, sözlü yada hali olabilir. Yalnız bunun bir şekilde ifade edilmesi gerekmektedir.

 

2.      Sadaka-i Cariye: Şahsen beni motive eden diğer bir husus ise hadiste ifade edildiği üzere insan ölsede, geride kalanların istifade ettiği sürece, sevap hanesine artılar konmasına vesile olan hayırlı bir ilim bırakma düşüncesidir. Her bir insan bu hayatta kendi seviyesine uygun  bir ilim edinmektedir. Bu ilmin kimisi düzenli bir eğitimle elde edilmekte kimisi ise bizzat hayatta yaşanan zorlu tecrübelerle kazanılmaktadır. Netice itibariyle ikiside ilimdir. Kimi insan bu ilmi daha organize bir şekilde okullarda öğrencileriyle paylaşır kimi de daha dar bir çevrede bizzat tecrübeye tabi tuttuğu talebeleriyle paylaşır. Bu ilimlerin kimisi kitaplara geçirilir kimisi ise dilden dile sözlü bir yolla aktarılır. Bir ilim kaynağı olan Efendimiz’e aid sözlerin başta şifahi olarak aktarılmasına karşın hicri ikinci asırda kitaplara aktarılıp resmi ilim mahfillerinde ve medreselerde okutulması ve asırlarca insanlığa ışık tutacak şekilde muhafaza edilmesi bunun bir örneğidir.  Buradan anlaşılan şudur ki, her insan, büyük yada küçük, Allah’ın  kendisine ehadiyet ve ferdiyet ismiyle hususi olarak bahşettiği ilmi, tecrübeyi, görgüyü ve bu aleme aid şehadetini herkesle paylaşarak buraya gelmenin sadakasını eda etmelidir ki, o Allah’a aid şahit olduğu güzellikleri daim olarak insanlara sunduğu gibi Allah da onun bu hizmetine mukabil daim ve cari sevapları onun defter-i amaline aktarsın.

 

3.      Zihni Tefekkür: Yazı yazmada diğer bir husus ise yazının çevremizdeki herşeye bir tefekkür gayretiyle bakmaya, onu anlayıp anlamlandırmaya bizi teşvik etmesidir. Çevremizdeki herşeyi hallac etme, çeşitli terkip ve tefekkürlerle, onlara konumlarına uygun manalar biçme ve arkasındaki hikmetleri kavrama kulluğumuz ve bu kulluğun oturaklaşması adına önemli bir cehddir. İnsanlık Kuran’daki bir çok ayetle tefekküre, düşünmeye ve kendilerine bahşedilen akıl melekesinin hakkını vermeye davet edilmektedir. Bu noktada yazma bu tefekkür işinin bir düzene oturmasını temin etmektedir.

 

4.      Sistemli Düşünme: Bir ev taşıdığınızı ve elinize geçen eşyaları nereye aid olduğunu hiç düşünmeden boş gördüğünüz yere gelişi güzel koyduğunuzu düşünün. Taşıma işi bitirdikten sonra ikinci bir iş ise neyin nerede olduğunu ve nereye aid olduğunu bulma olacaktır. Aynen bunun gibi bizim zihin evimize hergün kulak, göz ve his yoluyla bir çok eşya girmekte ve bize teslim edilmektedir. Eğer bu eşyalara aid önceden hazırladığımız bir yerimiz ve odamız yoksa o anlık telaşı geçiştirmek için uygun bulduğumuz bir yere atmak en zahmetsiz yol olacaktır. Fakat bu kısa vadeli çözüm uzun vadede zihni karmaşaya, unutmaya ve gereksiz bir bilgi kirliliğine yol açacaktır. Evin bir yerine koyduğunuz fakat yerini bilmediğiniz bir şeyi tekrar satın aldığınız yada eskisini bir yerde çürüttüğünüz gibi zihninizde dağınık bir şekilde duran bilgiler de aynı akibete uğrayacak ve aynı şeyleri tekrar tekrar öğrendiğiniz halde neyin ne olduğunu bir türlü tam olarak kavrayamayacaksınız. Bu düzeni sağlamanın en güzel yolu da yazıdan geçmektedir. Değişik hususlarda bildiğimiz bilgiyi belli başlıklar altında toplayıp o hususa dair yeni bilgi geldikçe oraya ekleme bizi bir çok zahmetten kurtaracaktır. Ev düzeninde genel geçer bir kural vardır: “Her şeyin bir yeri olacak ve her şey yerinde olacak”. Bu şekilde zihnimizdeki bilgiler için birer yer meydana getirdiğimizde daha sistematik ve net düşünebilmemiz mümkün olacaktır.

 

5.      Muhasebe: Yazının diğer bir güzelliği yaşadığımız hayatı her gün sorgulayabilmemize imkan vermesidir. Yaşadığımız hayatta bir anlam kayması, tezat veya boşluk varsa bu yazı aynamızda kendini çok daha net gösterir. Yeter ki biz kendimize karşı samimi olalım.  Yazı bu noktada ‘neden, niçin’ gibi sorulara cevap aradığımız, kendimizle yüzleştiğimiz, güzel yada çirkin, iç dünyamızı temaşa ettiğimiz bir menfez olmaktadır. Hayatındaki çarpıklıkların farkına varan kişi zamanla onların üstüne gidecek ve onlarla mücadele edecektir. Bu yüzleşmeyi yazı yazmak çok güzel bir şekilde temin etmektedir.

 

6.      Paylaşmak: En son olarak yazının iç dünyamızı başka insanlarla paylaşma hususunda ne kadar etkin bir yol olduğu üzerinde durmak istiyorum. Bir Mevlana’yı düşünün. Bizden 8 asır önce yaşamış ama hala gönlünün derinliklerindeki duyguları bize duyurabiliyor. Yada uzak kıtalarda yaşayan insanları düşünün. Yazdıkları bir yazı ile binlerce kilometreye meydan okuyup bizim zihnimizin derinliklerine, gönlümüzün en ücra köşelerine nüfus edebiliyorlar. Aynı zamanda bizlerinde onların en derin duygu ve düşüncelerini görmemizi sağlıyorlar. Bu tarifi imkansız bir görüşme, konuşma ve tanışma yoludur. Allah bile kendini  bizlere yazdığı bir yazı ile tanıtmıyor mu?  Resimlerin, şekillerin ve hislerin ötesinde kendini kelamıyla ifade ediyor ve onu yazıya geçirmek suretiyle herkesle paylaşıyor.