Press "Enter" to skip to content

Kendimizi Sevmek / Kendimize Tapmak

Yunus Emre’nin “Yaradılanı sevmek yaradandan ötürü” deyişi bana hep çok manidar gelir. Varlığa duyduğumuz sevginin kaynağı o varlığa bağladığımız arizi kimlik, maddi özellikler, akrabalık, etnik yakınlık vb. midir yoksa sadece yaratıcısının Allah olması ve o varlık üzerinde Allah’ın bir kudsi emeğinin ve göz nurunun olması mıdır?

 

Bu husus kimi zaman bizim kendimize bakışımızda da etkili olmaktadır. Kişinin kendini sadece kendi olduğu için sevmesi, kainatı kendi etrafında örgüleyip bir mutlakiyet içinde kendini yüceltmesi egoizm veya narsizm olurken  Şeyh Galibin ifadeleri içinde:

 

“Hosca bak zatina kim zubde-i alemsin sen

Merdum-i dide-i ekvan olan ademsin sen”

 

deyip, kendini yaratıcının tecelliyatını gösterdiği bir mirat olarak görmesi ve o mirat içinde Halık’ını seyredip Niyazi Mısri gibi terennüm ederek,

 

Derman arardım derdime,

Derdim bana derman imiş,

Burhan arardım aslıma,

Aslım bana burhan imiş.

 

Sağım solum gözler idim.

Dost yüzünü görem deyu,

Ben taşrada arar idim,

Ol can içinde cân imiş.

 

Öyle sanırdım ayrıyam,

Dost gayrıdır ben gayrıyam,

Benden görüp işiteni,

Bildimki canân imiş.

 

mısraları ile tevhide ermesi en büyük nimetlerden ve Allah’ı tanımanın en kısa yollarından birisi addedilmektedir. Bu iki bakışı karıştıranlar kimi zaman kendi zatlarını mutlak manada hor görerek Allah’ın sanatını da hor görme gibi bir hataya düşer ve kendi zatlarında ve kalplerinde Hakk’ı görme ve hissetme nimetinden mahrum kalırlar.

 

Kişi kendi zatını Hakk’ın sanatı olması yönüyle sevmeli lakin Hakk’a aid olan güzel sanatı haksız yere sahiplenip, yanlış mualecelerle kirletmesi yönüyle de yermelidir.