Press "Enter" to skip to content

Evlilik Üzerine…

Gerek evliliklerin kuruluş aşamasında gerekse devam ettirilmesi sürecinde bir kısım kurallar, tavır ve üslub çok önemli rol oynamaktadır. Tecrübe ile de öğrenilen bu hususların hayati bir hata yapıp evliliği tahrip etmeden önce bilinmesinde büyük faydalar vardır. Bunları sırasıyla şu şekilde açıklayabiliriz:

Eşte Aranan Şartlar: Bir evliliğin esbab açısından mutlu olması için taraflarda olması arzu edilen bazı şartlar vardır. Bu şartlar:

• fakir sayılmayacak ölçüde maddi imkan,

• takıntı oluşturmayacak ölçüde fiziksel kusurlardan uzak olma,

• kendisine iyi eğitim, saygınlık, ve onur verecek bir aileden gelmiş olma

• sağlam karakter, ahlaki ve dini değerler

şeklinde sayılabilir. Bu hususların her biri evlilikte önemli unsurlardır. Bu özelliklerin yokluğunda veya varlığının abartılmasında başka muhtemel problemler doğabilir. Lakin eşlerde bulunması gereken bu özelliklerin en önemlisi ve diğerlerinin de kaynağı, dördüncü husus olan sağlam karakterin, ahlaki ve dini değerlerin mevcudiyetir. Diğerleri bunun üzerine bina edilebilir.

Bir Çiçekle Bahar Olmaz: Nasılki sadece bir çiçeğin açması baharın geldiği manasına gelmezse, aynı şekilde kişide bulunan bir güzel özellik onun iyi bir eş olacağı manasına gelmez. Sadece güzel yada zengin diye birini seçme, o bir çiçeğe aldanıp bahar geldi zannetmek gibidir. Birisinin eş olabilmesi için ahlak, beceri, sorumluluk duygusu, karakter, fiziksel takıntının olmaması, yokluğun yada varlığın karakterini bozmamış olması, insana saygı, çocuk yetiştirme, anne-babaya saygı… gibi şartların bir çoğunun olması gereklidir. Her biri birer çiçek hükmündedir ve tüm bunlar açmışsa bir kişide, o, ideal bir eş olabilir ve bize baharı yaşatır.

Eşitlik (Küfüv Olma): Diğer bir husus eşler arasında şu hususlarda birbirine yakınlık aranmalıdır:

• Maddi imkanlar

• Eğitim

• Aile özelliklleri

• Fiziksel özellikler

• Din

• Kültür

• Ahlak

Elbette bu hususlar tıpa tıp aynı olacak demek değildir. Lakin mesafeler büyüdükçe potansiyel problemlerde artmaktadır.

Hayırlı İşler ve Muzır Manileri: Hayırlı işlerde çok muzır maniler olduğu gibi evliliğin oluşması ve devamında da bir çok muzır maniler vardır. Gerek evlilik öncesi gerekse evlilik sonrası süreçlere, ancak samimi yürekli, yüce ahlaklı, kalender insanları dahil etmek gerekir. Evlilik bir doğum süreci gibidir. Nasılki bakteri ve mikroplardan arınmamış aletler ve ellerle yapılan tıbbi müdahele, bir çok hastalığı da beraberinde getiriyorsa, aynı şekilde maddi-manevi kirlerle ve kusurlarla dolu insanların, evliliğe müdahelesi bir çok komplikasyon doğurur.

Nasib: Diğer taraftan, elden gelen araştırma ve istişareyi yaptıktan sonra evlendiğimiz eşimiz bizim nasibimizdir. Yani Allah’ın bizim için takdir ettiği kişidir. Bir çok durumda da o bizim, biz de onun için tamamlayıcı, kemale erdirici ve dertlerine deva olacak bir unsuruzdur. Nasılki devalar acıdır aynı şekilde bazen eşimizin tavır ve davranışları da bir ilaç gibi bize başlangıç itibariyle acı gelebilir. Lakin neticede tedavi edicidir. Allah ahlakımızda, davranışlarımızda, itikadımızda ve insana bakışımızda mevcud bir kısım hastalıkları tedavi için onu bir doktor olarak göndermiştir. Yada bizzat kendisi Şafii ismiyle bizi ameliyat etmek için eşimizi bir neşter gibi kullanır ve bizi zahiren keser, biçer. Lakin neticede tedavi oluruz ve neştere de, onu kullanana da minnettar oluruz. Doktora yaraya işaret etti yada dokundu diye kızmak ve o kızgınlıkla onu kırmak yerine, sabırla tedavi sürecine yardım etmek ve bize düşeni yapmak daha akıllıcadır. Burada iki kişi de birbiri için doktordur, devadır yada neşterdir. Burada dikkat etmemiz gereken bir sır da şudur ki, bir çok zaman eşimiz, böyle bir misyonu olduğunun farkında değildir. Bunu biz ve Rabbimiz biliriz. O sadece kendini ortaya koyar, eksiğiyle fazlasıyla kendi olur. Zamanla bu süreç hem bizi hem de onu tedavi eder, kemale erdirir. Biz de eşimizin şahsında Rabb’imizin icraatını görür ve O’na hamdederiz.

Ayna: Eşler birbirinin göz, söz ve tavır aynasında kendisine bakar. O ayna ona kendisini nasıl gösteriyorsa o da kendisini öyle bilir. Eşinizi hoş görür, ona hoş söz söyler ve hoş muamelede bulunursanız, o da bu hoşlukla sizi elinden geldiğince hoş tutmaya gayret eder. Lakin sizin aynanıza baktıkça kendisini kötü görürse o da size o kötülükle muamelede bulunur.

999 luk Tesbih: Evliliğin ilk yılı, farklılıkları ve fazlalıkları olan iki taşın birbirine sürtünmeye başladığı ve bu sürtünme ve değişime zorlanmadan kaynaklanan acıların hissedildiği yıldır. Bu süreci sağlıklı atlatan ailelerin ileride yaşayacakları sıkıntıları aşmaları daha kolay olur. Lakin, bu süreçte hissedilen acıların verdiği sabırsızlıkla yapılan yanlışlar, büyük sözler, güveni yıkıp sorgulamayı getirecek davranışlar.. tedavisi çok zor olabilecek yaralar açabilir. O sebeble eşler adeta ellerine 999’luk bir tesbih alıp bu yılı sabırla ve karşı tarafı anlamaya kendilerini zorlayarak geçirmelidirler.

Hakiki Kardeş ve İhlas Sırrı: Nasılki ihlas sırrıyla hakiki kardeşler birbirinin eli, ayağı, gözü ve kulağı oluyor ve bu kardeşlik onlara çok büyük bir güç veriyorsa, aynı şekilde eşimizi bir din kardeşimiz, ahiret yoldaşımız bilip Allah’a kulluk uğrunda birbirimizin eli, ayağı, gözü ve kulağı olursak Allah bizlere iki kişinin değil 11 kişinin güç, kuvvet ve samimiyetini verir. Lakin ihtilaflar, kavgalar, güvensizlikler, su-i zanlar ve gıybetler bu manevi kaleyi yıkar ve gücümüzü alt-üst eder.

Cennet Köşesi: Evimizin bir nevi cennet köşesi olması o evde cennet ehline yakışır söz, tavır ve daranışların sergilenmesine bağlıdır. Nasılki her bir günahla kalpte bir kara nokta beliriyorsa, aynı şekilde evde sergilenen, küfür ehline aid her bir davranışta, o evde cehennem havasının esmesine bir sebebtir. Cehennem ehline aid tavırlar cenneti netice vermez. Yalan, kabalık, bencillik, Allahtan kopukluk, gaflet..o evi cehenneme çeviren sıfatlardan bir kaçıdır.

Evladım, Ümidim: Çocuğumuz bizden bir parçadır. Bir nevi yeniden doğuşumuzdur. Onun aynasında kendimizi görürüz. O bizim hayallerimiz, olmadıklarımızı olabilme imkanımız, diyemediklerimizi deme, yapamadıklarımızı yapma vesilemiz, ikinci bir baharımızdır. Lakin tüm bu isteklere erişmenin yolu kendi hayallerimize, korkularımıza, arzularımıza, pişmanlıklarımıza ve heveslerimize onu alet etmek değildir. Bunun yolu, onun saf, bozulmamış ve samimi fıtratını kendimize rehber edip o vesileyle yitirdiğimiz saflığımıza tekrer kavuşumak ve o saflıkla hayatımızı yeniden inşa etmektir. Onunla oynadıkça, ona tabi oldukça saf fıtratı içimizdeki çocuğu canlandırır. Ona sevgi ve şefkat duydukça kendimize de bu duygularla bakmayı öğreniriz. Zamanla İçimize girmiş kiri pası atar ve onunla beraber büyür, olgunlaşırız. Bir manada o bizim, bizde onun rehberi oluruz. Ayrıca ebeveyn bir bahçıvan gibi tohum mahiyetindeki çocuğun suyunu, güneşini, toprağını ve gübresini temin etmekle sorumludur. Çocuğun ne olacağından daha ziyade nasıl olacağı üzerinde belirleyici olabilirler. Çocuğun ne olacağına bir tohum gibi fıtratına konulan eğilimlerle kendisinin karar vermesine imkan hazırlamak gerekir.

Çocuklarimiza Öğretebileceğimiz Bir Kaç Kelime: Şu kelime davranışlar ileride çocuklarımızın dini vecibelerini de kolaylıkla yerine getirmelerine yardımcı olacaktır:

1. Teşekkür ederim (Namaz-şükür )

2. Özür dilerim (tevbe- istiğfar)

3. Alabilir miyim? (Kul Hakkı)

4. Paylaşma (sadaka -zekat)

5. Yardım edebilir miyim? (Cemaat-sorumluluk)

6. Duyguları, korkulari ve istekleri rahat ifade (dürüstlük)

Fıtrat Galebe Çalar: Evliliğin seyrini ve yapısını hayaller, idealler değil daha ziyade fıtratın hükmü belirler. Erkek de kadın da zamanla kendi fıtratını keşfeder ve sahiplenir. Zamanla her şey yerine oturur. Hasad ve olgunlaşma zamanı gelmeden, fıtratın kanunlarını bilmeden verilen acele hükümler, değiştirme gayretleri ve müdaheleler acı ve ham meyve yemeye bizi mahkum eder.

Beklentiler: Erkeğin ve kadının birbirinden beklentileri ve istekleri farklıdır. Erkek daha ziyade fiziksel, somut ihtiyaçlarının karşılanmasını bekler. Yemek, çay, temiz elbise, düzenli bir ev erkeği çok mutlu ederken, kadın daha ziyade duygusal ihtiyaçlarının erkek tarafından karşılanmasını bekler. Bir çift güzel söz, yaptığı işlerin ve güzelliklerin farkında olunduğunun ifadesi, erkek için ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu duyması, affedici ve şefkatli birinin arkasında durduğunu bilmesi kadın için en büyük saadettir. Erkek sahip çıkacağı, koruyacağı, şefkat edeceği, yavrularını görüp gözetecek bir eş ararken, kadın ise sığınacağı, sevileceği, ilgi göreceği, görülüp gözetileceği, altında gölgeleneceği bir çınar arar.

Kocadan Hoca Olmaz: Bazen insanlar ilk tanışıp yakınlaştığında gönlünün sürüklemesi ile karşı tarafta gördüğü bir kısım eksikleri görmezlikten gelip “sonra değişir ben onu geliştiririm” gibi düşüncelerle bir kısım zor ilişkilerin içine girmektedirler.  Bir nevi aşk halinin verdiği istek ve enerji, bu duygusal dönem geçtikten sonra normal insan ilişkilerine dönmekte ve her şeyi yapabileceğini düşünen taraflar artık o enerjiyi içlerinde hissetmemektedirler. Özellikle bu dönemin duygusallığına kapılıp sonradan değişimdeki zorluğu gören eşler bir nevi hayal kırıklığı yaşamakta ve kendilerini kandırılmış gibi hissetmektedirler. Asıl itibariyle iki tarafında böyle bir niyeti yokken insan realitesini bilmeme ve tarafların kaldırabileceğinden fazla bir beklentiye girme böyle bir neticeyi doğurmaktadır. Bu sebeple “ben daha sonra onu değiştiririm eğitirim” gibi hususlar ciddi zorlukları da içinde barındırır. Çok büyük değişim beklentileri içine girme hayal kırıklığını daha da artırabilir.

 

Evlilikte Dalgakıranlar: Dalgakıranlar büyük dalgaların etkisini azaltıp muhtemel tahripleri en aza indirdiği gibi evlilikte üç hususta büyük kavga ve kalbi soğumaların önünü alıp tahrip azaltıcı etkiye sahiptir. Bunlar:

-Yatakların Ayrılmaması: Bir kısım insanlarda en ufak limonileşmelerde hemen yatağın, odanın ayrılması yada geceyi gidip başka bir yerde geçirme gibi davranışlar olmaktadır. Gözden ırak olan gönüldende ırak olur kaidesince diğer taraf hemen yalnız yaşayabilme düşüncelerine girmekte ve bunun planlarını yapmaya başlamaktadır. Zamanla sıklaşan bu durum plandan fiile geçmekte ve zaten yalnız kalmaya, yatmaya alışmış kişi kolaylıkla boşanmayı da düşünebilmektedir.

-Dua: En önemli dalga kıranlardan bir tanesi de bir kavganın hemen akabinde eşimiz için “Rabbim gönlümüzü yakınlaştır, bizleri hakiki eşler eyle, hatalarımızı kusurlarımızı ört” diyerek sık sık dua edilmesidir. Samimane, mutlu hallerimiz nazara alınarak edilecek dua karşılıklı kalplerde makes bulup tarafları yakınlaşmaya itecektir.

-Beraber Yemeye Devam: Kişileri, cemaatleri, toplumları birbirine bağlayan en önemli hususlardan biri de beraber yenilen yemeklerdir. Adeta bu faaliyetin bir nevi kudsiyeti vardır. Yine kavga ve limonileşmelerin akabinde ailecek yenen yemeklerin terki de bu ilişkiyi daha kötü hale getirir. Her ne olursa olsun bu beraberliğin devam ettirilmesi ilişkinin devamı için de önemlidir. Bir çok diyalog ortak yenen yemeklerin etrafında kurulur.

 

Hamilelik ve Özel Günler: Özellikle beylerin dikkat etmesi gereken bir diğer husus bayanların muayyen günlerinde ve hamilelik döneminde içinden geçtikleri hormonel ve fiziksel değişimin psikolojilerinde meydana getireceği etkileri bilip ona göre sabırlı davranmalarıdır. Özellikle muayyen günler öncesi bayanlarda hasıl olan gerginlik ve dengesizliği kendilerine yönelik bir tavır olarak algılayan erkekler ciddi hatalara düşebilmekte ve bunlar kavga sebebine dönüşebilmektedir. Ayrıca hamilelik dönemindeki fiziksel değişiklikler kadında beğenilmeme ve öz güven eksikliği gibi hususları tetiklemekte ve erkeğin kadına daha fazla ilgi ve alakasını gerektirmektedir. Bundan kaçınan yada olumsuz bir takım ifadelerle bu değişikliği alay konusu yapan erkekler kadındaki bu hassasiyeti daha da artırıp aksileşmesine ve duygusallaşmasına sebebiyet vermektedirler.

Evlilik ve Araba: Anne babasının evinde bekar olarak yaşayan insan bisiklete benzer. Hiç masrafı olmaz, istediği yere gider ve park eder, dağa taşa çıkar çok derdi tasası olmaz ama daha az güvenlidir, güçsüzdür. Evinden ayrılıp üniversiteye yada işe başlamış bekar insan motorsiklete benzer. Gücü, hızı, masrafı artmıştır. Yine bir çok yere parkeder, bir çok yoldan gider. Evlenen kişi ise arabaya benzer. Hızı, güvenliği, kapasitesi, masrafı artar ama her yere park edemez, dağa taşa çıkamaz. Çocukları olan kişi kamyona benzer. Hızı daha azdır, ani dönüşler ve frenler yapamaz, daha çok yük taşır, belli bir şeridden gitmelidir, sınırlı yerlere park edip girebilir. Sorumluluk büyüdükçe araç , kapasite ve maraf da büyür fakat ani hareket ve başı bozukluk azalır.

 

Eşler ve Ev: Bir evliliği eve benzetirsek, erkek bu evin temeli, duvarı, çatısı ve camlarıysa, kadın da bu evin, düzeni, iç döşemesi, mobilyası, komforu, sıcaklığı ve güzelliğidir.